Mansuroğlu Mah. 288/3 Sok. No: 1 Selvili 2 Apt. A Blok K: 5 D: 19 Bayraklı / İzmir
+90 (232) 464 80 00
info@sakaryaalgan.com

Azınlık Pay Sahiplerinin Anonim Ortaklıktan Çıkarılması İçin Başvurulacak Muhtemel Yolların Değerlendirilmesi

Azınlık Pay Sahiplerinin Anonim Ortaklıktan Çıkarılması İçin Başvurulacak Muhtemel Yolların Değerlendirilmesi

Anonim şirkette azınlık pay sahibinin şirketten çıkarılması kural olarak mümkün değildir. Ancak iki istisnai durumda Kanun Koyucu bu imkanı yaratmaktadır. Bunlardan ilki Türk Ticaret Kanunu (“TTK”) madde (“m.”) 208’de yer alan (şirketler topluluğu ilişkisi içinde) hâkim şirketin azınlık pay sahibinin paylarını belirli sebeplere istinaden satın alma hakkı (= squeeze out) oluşturur. Diğerini ise, anonim şirketin yapısal değişiklik hâllerinden biri olan (devralma yoluyla) birleşmede (TTK m. 136 vd.), devrolunan şirket pay sahiplerine devralan şirkette yeni pay vermek yerine ayrılma akçesi verilerek çıkarılmasıdır (TTK m. 141/2). Ayrılma akçesi verilmesi konusunda karar % 90’lık ağırlaştırılmış nisaba bağlı tutulması sebebiyle, TTK m. 141/2 yoluyla dolaylı olarak azınlık pay sahibinin birleşme sözleşmesinde gerekçeleri açıklanarak şirketten çıkarılması mümkündür (= squeeze out merger = cash out merger).

Birleşmede azınlık pay sahibinin devralan şirkete dâhil edilmeyerek dışarıda tutulması için “eşit işlem ilkesi”ne (TTK m. 357) uygun hareket edilmesi gerekir. (Ayrıntısı için bkz. Dr. Sinan Sarıkaya: Şirket Birleşmelerinde Ortakların Dava Yoluyla Korunması, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2019, s. 230; şirket birleşmelerinde eşit işlem ilkesi için bkz. Dr. Setenay Yağmur: Anonim Şirketlerde Eşit İşlem İlkesi, İstanbul 2020, s. 221 vd.) Başka bir ifadeyle, hangi sebeple, devralınan şirketin bütün pay sahiplerinin değil de, belirli bir pay sahibinin birleşme dışında tutulduğu, sadece ona ayrılma akçesi verildiği yönetim kurulu tarafından hazırlanacak birleşme raporunda gerekçesiyle açıklanmalıdır. Keyfi gerekçelerle eşit işlem ilkesine aykırı olarak sadece belirli bir pay sahibinin birleşme dışında tutulması birleşme kararının TTK m. 192 uyarınca iptaline sebep olabilir. Zira, ayrılma akçesi verilmesi konusunda birleşme raporunda eşit işlem konusunda haklı görülecek gerekçelere yer verilmemesi özel olarak birleşme sürecindeki bir hukuka aykırılık hâli olarak görülecektir ve TTK m. 192’nin özel hüküm olarak uygulama alanı bulmasını sağlayacaktır.

Birleşme kararının “dürüstlük kuralı”na aykırı olarak alınması durumunda TTK m. 445’e göre iptali dava edilebilecektir. Yine TTK m. 449’a göre söz konusu kararın ihtiyati tedbir yoluyla yürütmesinin geri bırakılması talep edilebilecektir.

Birleşme kararının dürüstlük kuralına aykırı olarak alınması sebebine dayanılarak açılacak iptal davası için TTK m. 192 uygulanmaz. Uygulanacak hüküm TTK m. 445-450’dir. (Genel iptal davası hükümlerinin birleşme kararı hakkında uygulanması konusunda ayrıntılı bilgi için bkz. Sarıkaya, age, s. 212, 213; Prof. Dr. Ünal Tekinalp: Sermaye Ortaklıklarının Yeni Hukuku, 3. Bası, İstanbul 2013, N. 15-32.) Birleşme sürecindeki şekli hukuka aykırılıklar için özel hüküm olarak TTK m. 192’ye göre dava açılırken, birleşme kararının dürüstlük kuralına aykırılığı genel hüküm niteliğindeki TTK m. 445’e tâbidir.

Diğer yol, “Satın alma başlıklı” TTK m. 208’e göre, hâkim şirket, bir sermaye şirketinin paylarının ve oy haklarının en az % 90’ına sahipse, azlık şirketin çalışmasını engelliyor, dürüstlük kuralına aykırı davranıyor, fark edilir sıkıntı yaratıyor veya pervasızca hareket ediyor ise, hâkim şirket azlığın paylarını varsa borsa değeri yoksa, gerçek değerle veya genel kabul gören bir değerle (TTK m. 202/2) satın almasıdır.

TTK m. 208’de hâkim şirketin payları satın alabileceğinden bahsetmektedir. Bu hususta satın alma hakkının kullanılması için mahkemeye başvurmak bir şart olarak hükümde yer almamaktadır. Bu noktada tarihsel gelişim açısından şunu da belirtelim: 2005 yılında TTK’nın Tasarı hâli kamuoyuna sunulduğunda, TTK m. 208’de söz konusu hakkın mahkeme aracılığı ile kullanılacağı belirtilmiş idi. Madde Gerekçesi’de buna uygun olarak düzenlenmişti. Fakat daha sonra görüşmeler sırasında, madde metninden satın alma hakkının mahkeme yoluyla kullanılması ifadesi çıkarılmıştır. Bu tarihsel arka plandan ve hükümde açıkça zikredilmemesinden hareket eden doktrin görüşüne göre, satın alma hakkının kullanılması için dava açılmasına gerek yoktur. (Bu görüş çerçevesinde savunulan ve yayımlanan bir doktora tezi için bkz. Dr. Muharrem Tütüncü: Hâkim Şirketin Azınlığın Paylarını Satın Alma Hakkı TTK 208, İstanbul 2017) (Kişisel olarak biz de, bu görüşü paylaşıyoruz.) Diğer bir görüşe göre ise, madde metninde bu yönde açıklık olmasa da, amaca bağlı yorum yapılarak yine hakkın kullanılması için mahkemeye başvurulmalıdır.

*Bu makalede yer alan sorunlardan herhangi birini ayrıntılı olarak tartışmak isterseniz bizimle irtibata geçmenizi rica ederiz. 

**Bu makale hukukî sorunlar ve gelişmeler hakkında genel bilgi vermektedir. Belirli bir hukukî tavsiye sunmayı amaçlamamaktadır

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir